Tek günah farkında olmamaktır
Farkındalık olmadan (bilinçsiz) yapılacak her eylem günahtır; sadece bilinçli olarak yapılabilecek olanlar ise erdemdir. Farkında olduğun an birini öldürmen, şiddet kullanman, çalman veya birine eziyet etmen olanaksızdır. Her türlü "düşman", ancak farkındalığın karanlığında ve sen uykudayken içeri sızabilir.
Buda şöyle der: "Eğer bir evin içinde ışık varsa hırsızlar ondan kaçınır. Bekçi uyanıksa hırsızlar denemeye bile kalkmaz." Sen ise içinde hiç ışık yanmayan bir evsin. İnsanın sıradan hali, mekanik bir işleyiştir: Homo Mechanicus. Sadece isim olarak insansın; aslında eğitilmiş, becerikli bir makinesin. Bu yüzden ne yaparsan yap yanlış olacaktır. Unutma; erdemlerin dahi farkındalık yoksa gerçek erdem değildir. Farkında olmadığında erdeminin ardında devasa, dehşet verici bir ego gizlenir.
Öğrenilmiş ve gayretle kazanılmış "azizliğin" bile nafiledir. Çünkü bu çaba gerçek bir alçakgönüllülük getirmez. Sadece egon ortadan kalktığında gerçekleşen o ilahi deneyime ulaşamazsın. Saygı duyulan bir aziz hayatı yaşayabilirsin ama içten içe herkes kadar zavallı, çürümüş ve anlamsız kalırsın. Bu yaşamak değil, bitkisel bir hayattır.
Ben ahlak ya da erdem öğretmiyorum; çünkü farkındalık yoksa bunların sadece gösteriş ve ikiyüzlülük olduğunu biliyorum. Bunlar seni özgürleştirmez, aksine hapseder. Tek bir şey yeterlidir: Farkındalık. O, varoluşun tüm kilitlerini açan anahtardır. Farkındalık; an be an, uyanık ve kendinin bilincinde olarak yaşaman demektir. Bir ayna gibi olursun; sadece yansıtırsın. Bu yansıtmadan doğan her eylem doğrudur çünkü varoluşla ahenk içindedir. O eylem senin "kararın" değil, bütünlüğün içinden gelen bir yanıttır.
Tıpkı yolda karşına bir yılan çıktığında düşünmeden sıçraman gibi... O an karar vermezsin, sadece eylem gerçekleşir. İşte erdem budur. Bu eylem sende ne bir yara ne de bir "karma" bırakır. Geçmişten veya hafızadan gelen her şey "tepki"dir ve günahtır; o anın içinden doğan ise "eylem"dir ve kutsaldır.
Benim mesajım şudur: Karakterine değil, bilincine ihtiyacın var. Karakter, bilinçsizlerin kullandığı bir bastondur. George Gurdjieff, karakterin bir "tampon" olduğunu söylerdi; hayatın şoklarını emen bir süspansiyon. Alçakgönüllülüğü bir maske gibi takınırsın ki egon incinmesin. Bu seni dönüştürmez, sadece dışarıya karşı korur. Benim işim ise dönüşümdür; seni karanlıktan aydınlığa taşımaktır. Size hazır cevaplardan oluşan bir karakter değil, her an taze kalan bir içgörü vermek istiyorum.
Hatalarını görmeye başladığın an, onlar kuru yapraklar gibi düşmeye başlar. Farkındalıkta hatalar buharlaşır. İnsan kendi hatalarını gördüğünde kökten bir değişim gerçekleşir. Budalar bu yüzden "vicdan" değil, "bilinç" öğretir. Vicdan, toplumun seni köleleştirme stratejisidir; sana başkalarının fikirlerini empoze eder. Bilinç ise içsel ışığın açığa çıkmasıdır. Odaya ışık girdiğinde karanlığı dışarı itmen gerekmez; ışığın varlığı yeterlidir.
İçsel ışık ölümsüzdür. Güneş bile bir gün sönecek ama senin içindeki ışığın başlangıcı ve sonu yoktur. Bu yüzden karakterinle değil, sadece bilincinle ilgileniyorum. Daha uyanık ol. Çeperdeki kargaşadan merkezin sessizliğine in. Sessizliğin içinden ne çiçeklenirse o iyidir.
Sadece "iyi insan" olmakla yetinme. İyi adam, kötülüğü bastırmak için sürekli savaşan, yorgun ve ciddi bir adamdır. Onun iyiliği bir çabanın ürünüdür ve gevşediği an (örneğin uykusunda) bastırdığı kötülükler rüyalarla geri döner. Gerçekten dindar olanın ise yargısı ve laneti yoktur. O sadece "farkında olan" ve "olmayan"ı bilir.
Tanrısallığı bulduğunda, iyilik seni bir gölge gibi takip eder. O zaman iyi olmak bir çaba değil, senin doğan olur. Ağaçların yeşil olması gibi, sen de doğal olarak iyi olursun.
Kaynak: Osho, The Discipline of Transcendence (Sattwa/Sadelik Üzerine Sohbetler - Cilt 1)
Yazarın Yorumu
Ahlakın ve karakterin bizi hapsettiği o sahte kafeslerden çıkma vakti geldi. Kendimizi "iyi" biri olarak etiketleyip içimizdeki fırtınaları bastırmak bizi sadece daha fazla yoruyor. Osho'nun dediği gibi, mesele dışarıyı boyamak değil, içerdeki lambayı yakmaktır. Işık yandığında, zaten yanlış olan her şey kendiliğinden dökülür. Bir aziz gibi davranmaya çalışmak yerine, bir çocuk gibi uyanık ve bir ayna gibi berrak olmayı seçmeliyiz. Gerçek erdem, "doğru olanı yapmaya çalışmak" değil, farkındalığın getirdiği o doğal akışta kaybolmaktır.

Çok sagolun,emegınız için tesekkur ederim.
YanıtlaSil"Osho" en çok fayda gördüğüm ermiş. Sağol, ruhun şad olsun.
YanıtlaSil