Arayış
Arayış ve İçsel Işık
Hayat bir arayıştır; sürekli, ümitsiz ve arayanın ne aradığını bilmediği bir arayış... İnsanda aramak için çok derin bir içgüdü vardır ama ne aradığını tam olarak bilemez. Öyle bir zihin durumu içindedir ki, eline ne geçerse geçsin onu tatmin etmez. Hayal kırıklığı insanın kaderiymiş gibi görünür; çünkü ulaştığın her şey, ulaştığın anda anlamsızlaşır ve yeniden aramaya başlarsın.
Bir şey elde etsen de etmesen de bu arayış sürer. Fakirler, zenginler, bilgeler ve aptallar... Herkes arayıştadır ama kimse tam olarak ne aradığını bilmez. İnsan bilincinin yapısında bir kara delik var gibidir; içine ne atarsan at kaybolur, hiçbir şey onu dolduramaz. Bazen parada, bazen Tanrı’da veya sevgide ararsın; insan aramaktan adeta hasta olmuştur.
Arayış, "şimdi ve burada" olmana izin vermez; seni sürekli başka bir yere yönlendirir. İhtiyaç duyduğun şeyin "başka bir yerde ve zamanda" olduğu fikri seni çılgına çevirir.
Rabia al-Adawia ve İğne Hikâyesi
Yüce Sufi kadın Rabia al-Adawia hakkında bir hikâye anlatılır: Bir akşam insanlar onu sokakta bir şey ararken bulur. "Ne arıyorsun?" diye sorduklarında, "İğnemi kaybettim" der. Sokak büyük, iğne küçüktür. "Nerede kaybettiğini söyle ki bulalım" dediklerinde Rabia, "Evde kaybettim" cevabını verir. İnsanlar şaşkınlıkla, "Öyleyse neden burada arıyorsun?" deyince Rabia şu sarsıcı cevabı verir: "Çünkü ışık burada var, içeride hiç ışık yok."
Bu hikâye çok önemlidir. Hiç kendine ne aradığını sordun mu? Arayış ancak uykuda olduğunda, farkında olmadığında mevcuttur. Rabia haklıdır; içimizde bilinç ışığı olmadığı için dışarıda aramaya devam ederiz. Duyularımız dışa dönüktür; gözler dışı görür, kulaklar dışı duyar. Ancak arayan içeridedir.
Başarı ve Başarısızlık
Bu ikiliğin anlaşılması gerekir. Amacını netleştirmezsen karanlıkta çarpışmaya devam edersin. Şunu unutma: Başarı kadar büyük bir başarısızlık yoktur. Büyük İskender dünyayı fethettiğinde oturup ağlamıştır; çünkü fethedecek başka yer kalmadığında kendi içindeki boşlukla baş başa kalmıştır.
Arayacak hiçbir şey kalmadığında, gözler içeriye, yani arayanın kendisine döner. İşte dönüşüm bu boşlukta başlar. Eğer hala bir şeyler arıyorsan dünya adamısın; eğer "İçimdeki bu arayan kim?" diye soruyorsan dindar bir adamsın.
İçerideki Işığa Alışmak
Dışarıdan karanlık bir odaya girdiğinde önce hiçbir şey göremezsin. Gözlerin uyum sağlaması zaman alır. Meditasyon da budur; görüşün yeniden ayarlanması. Yavaş yavaş içerideki ışığı fark edersin. Bu ışık güneş gibi yakıcı değil, ay ışığı gibi serin ve şefkatlidir. O zaman anlarsın ki: Aranan, arayanın ta kendisidir. Hazine her zaman içindeydi, sadece yanlış yöne bakıyordun.
Kendini bilmek ancak derin yalnızlıkta mümkündür. Normalde kendimiz hakkında bildiğimiz her şey, başkalarının görüşleridir. Bu durum bir "gizli kölelik" ve karmaşa yaratır. Yalnızlığa girmekten korkarız çünkü başkalarının fikirleriyle inşa ettiğimiz sahte benliğimizi kaybetmekten çekiniriz. Mistiklerin "ruhun karanlık gecesi" dediği bu boşluktan geçmek gerekir; ancak o zaman şafak söker ve insan kendini ilk kez gerçekten tanır.
OSHO