Anlayış ve yanlış anlayış
"Anlayış ve yanlış anlayış.
Zihin, yanlış anlayış demektir. Zihin; sizin önceden kabullenilmiş sonuçlar, yani önyargılar taşımanız anlamına gelir. Bu dünya, gerçekte var olan değil; bizim zannettiğimiz, yani zihnimizdekilerin izdüşümünü gördüğümüz bir dünyadır.
Zihin bir engeldir; görmenize, hissetmenize, bilmenize ve anlamanıza izin vermez. Zihin yanlış anlamalara neden olur ve tüm bozulmaların kaynağıdır. Zihni bir kenara koymadıkça gerçek anlayış ortaya çıkmaz. Anlayış, zihnin olmadığı durumdur. Meditasyon bu durumdan ibarettir; zihni bir yana koyma sanatıdır. Zihnin müdahalesine, gerçekle aramıza girmesine izin vermemektir. Gerçeklikle; herhangi bir felsefi, politik veya dini müdahalenin etkisi olmadan yüz yüze geldiğinizde; arada herhangi bir ideoloji olmadığında ve gerçek sizden yansıdığında —tıpkı bir ağacın gölde veya bir yüzün aynada yansıması gibi— işte o zaman anlayış vardır. Anlayış, meditasyonun bir yan ürünüdür; yanlış anlayış ise zihnin gölgesidir.
İnsan yaşamı için iki yol vardır: Birincisi bir zihin gibi yaşamak, ikincisi meditasyon gibi yaşamak. Eğer zihin gibi yaşarsanız yanlış anlayış içerisinde olursunuz. Zaten çevrenizdeki m
Fakat size benzer zihinlerle beraber yaşıyorsanız zihninizin engelleyici etkisini fark edemezsiniz. Bir Hristiyan, bir Hristiyan ile yaşar ve Hristiyanlıkta herhangi bir yanlışlık görmez. Bir Hindu bunu çok daha kolay görür çünkü aynı zihin grubuna dahil değildir. Hepsi birbirinin yanlışlığını görebilir; fakat aslında yanlış olan
Zihinsizlik durumu herhangi bir sıfat taşımaz; Hindu, Müslüman veya Hristiyan olamaz. Ancak zihnin sıfatları olabilir ve bu sıfatlarla sınırlanır; kesin tanımları ve sınırları olur. Zihinsizlik ise sonsuz genişliktedir; muazzam bir uzay gibidir. O boştur, berraktır, aydınlıktır ve şeffaftır.
Fakat hepimiz önyargılarımızla yaşıyoruz. Geçmişimiz hayatımızı yönlendiriyor; bize ne söylendiyse onu tekrar ediyoruz ve çocuklarımıza da aynısını söyleyeceğiz. Bu durum, hastalıkların nesilden nesile aktarımı gibidir. Biz buna miras, kültür, din veya şanlı geçmiş deriz. Aslında geçmiş ölüdür; geçmişi taşımak kendini öldürmektir. Şu anda yaşamak, gerçekten canlı olmanın ve gerçekle uyum içinde olmanın tek yoludur. Tanrı daima şu anın içerisindedir; ne geçmişte ne de gelecekte. "Tanrı vardı" veya "olacak" diyemezsiniz; "Tanrı var" diyebilirsiniz. Zihinsizlik durumu şu anı yaşayabilir, zihin ise hiçbir zaman şu anı yaşayamaz; o ya geçmişte ya da gelecekte yaşar. Size soyut bir teoriden bahsetmiyorum, sadece durumu izah ediyorum. Bunu deneyebilirsiniz: Her düşüncenin nereden geldiğine bakın; ya geçmişe aittir ya da gelecekle ilgili arzularınıza.
Zihin hiçbir zaman şu anı yaşamaz.
Anlayış; olan ile uyum içerisinde olmaktır. Tao ile, Tanrı ile, Dhamma ile, yani gerçek ile tam bir uyum... Benim sanyasilerim herhangi bir dine ait değiller, gerçeğe aitler; hem dışta hem içte olan bir gerçekliğe. Uyum, anlayışın son noktasıdır.
Buddha buna bilgelik, yani prajna demiştir. Buddha, meditasyonun bir araç, bilgeliğin ise son nokta olduğunu söyledi. Meditasyon bir ağaç, bilgelik ise onun çiçeğidir. Ancak insanlar; ideolojilerini, politik doktrinlerini, milliyetlerini ve geçmişlerini taşımaya devam ederek aptal kalmayı sürdürüyorlar. Eğer aptal kalmak istiyorsanız zihne yapışın. Zihin çok gelişmiş bir hâl alabilir ancak bu, gelişmiş bir aptallıktan başka bir şey değildir. Zeki gibi davranmak bir aptallıktır; buna "aydınlar sınıfı" veya entelektüeller deriz. Aslında bunların çoğu gerçekten zeki insanlar değildir; sadece "-mış gibi" yaparlar. Profesörlerin, yazarların, filozofların ve akademisyenlerin çoğunluğu böyledir; aksi takdirde birer "Buddha" olurlardır. Zihinleri çok fazla bilgiyle doldurulmuştur ve zihnin bilgi biriktirme yeteneği devasadır.
Psikologlar, tek bir zihnin hayal edilemez bir bilgi toplama potansiyeli olduğunu; dünyadaki tüm kitapların bilgisini içinde bulundurabileceğini söylüyorlar. Böyle bir insan çok zeki görünebilir, büyük bir bilgi birikimi olabilir; ancak aslında o bir bilgisayar hâline gelmiştir. Gündelik hayatına bakarsanız, bu bilgilerin pek bir işe yaramadığını ve olaylara tepkilerinin bayağı olduğunu görürsünüz. Eğer onlara uzman oldukları bir konuyu sorarsanız, o zaman çok zeki görünürler.
Bilinen bir akademisyen büyük bir otelde kalırken, resepsiyondaki görevliye şikayetini anlatmaya başlar: "Bu ne biçim otel, banyoda bir tuvalet kağıdı bile yok!" Görevli: "Üzgünüm efendim, bir yanlışlık olmalı." Akademisyen: "Bu kadarı da fazla, dün gece temizlenemedim! Ne işe yaramaz adamlarsınız." O sırada otel müdürü yardıma gelir: "Beyefendi, önce oda servisini aramalıydınız, diliniz yok mu?" Akademisyen yanıtlar: "Tabii ki dilim var ancak dilimle o işi nasıl yapabilirim ki, ben akrobat mıyım?"
Normal insanların, gizlenmiş aptallığınızı görmesi zordur. Fakat bir Buddha ile karşılaşırsanız, onun "X ışınlı" bakışları aptallığınızı anında yüzünüzden okur.

Yorumlar
Yorum Gönder